Kişilik

Eski Yunan tiyatrosunda aktörlerin kullanmış olduğu “mask” yani maske anlamına gelen “persona” kelimesinin, günümüzdeki kişilik olgusunun kökeni olduğu düşünülmektedir. Persona, önceki zamanlarda tiyatrocunun sahnede yansıtılan oyuna has hayali bir karakteri gerçek hayattaki halinden değişik bir biçimde insanlara sergilenmesini açıklarken, zaman içerisinde insana özgü davranışları yansıtması gerekçesiyle sosyal hayat içinde sıklıkla kullanılır hale gelmiştir.

Psikolojide, ‘Kişilik’ olgusu, fazlaca araştırmacı tarafından incelenmiş, değişik şekillerde tanımlamalar yapılmış ve üstüne pek çok çalışmalar yapılmıştır. Farklı perspektiflerden bakılacak olursa, kişiliğe ilişkin çeşitli atıflar yapılabilir. Mesela, Carl Gustav Jung kişilik kavramını; bilinçli yada bilinçaltında var olan tüm davranış, düşünce ve duyguları anlatan ve bir bütünü oluşturan psişe (psyche) terimi ile açıklar. Pavlov ise davranışcı kuramdan hareketle, öğretilerin bir bütünü olarak kişiliği tanımlar. Öte yandan, Allport’un kişiliğe dair tanımına baktığımızda ise, bireyin hayatta uyum içerisinde yaşamasını sağlayan psikofiziksel sistemlerinin şahsına has dinamik bir organizyonu açıklamasını görürüz. Hangi araştırmacı ne şekilde tanımlarsa tanımlasın, kişilikle ilgili tüm açıklamalarda ruhsal uyum ve motivasyon ön plandadır, yani odaklanılan konu işlevsellik üzerindedir.

Kişiliğin gelişiminde çevresel etkenlerin mi yoksa genetik faktörlerin mi belirleyici bir dinamiği olduğu konusundaki tartışmalar uzun yıllarca süregelmiş, fakat bugüne gelindiğinde, hem çevresel şartların hem de naturamızda olan genetik faktörlerin etkili bir rolü olduğu düşüncesi kabul görmüştür. Burada kişiliğin biyolojik ve kalıtımsal tarafını içeren yapıya mizaç; kişiliğin sosyal ve kültürel tarafını içeren yapıya ise karakter denir. Mizaç bir bakıma, insanın doğumundan beri naturasında var olan, eşsiz ruhsal etkinlik ve reaksiyon verme biçimini ifade eder. Thomas ve Chess için mizaç kavramı; davranışın biçimsel bileşeni olarak tanımlanmıştır. Bu fikre göre mizaç, davranışın içeriğini belirleyerek güdüden farklılaşmış olur.

Mizaçla ilgili, bugünkü pek çok bakış açısı, mizacın duygusal, güdüsel ve uyumsal yönlerine de işaret etmektedir. Mizacın, uç denilebilecek aşırı yapılanmaları, illaki kişilik patolojisini gösterecek diye bir şey yoktur. Fakat uç mizaç konfigürasyonlarına, stabil karakter özelliklerinin eşlik edip, uzun vadeli kişisel, sosyal veya mesleki işlevselliğin bozulması, kişilik bozukluğu tanısını garanti edecek etmenler olduğu düşünülür. Bu da demek oluyor ki, yeterince gelişmemiş karakter, bazı davranış özelliklerini uyumsuz hale getirir ve kişilik bozukluğu oluşumu riskini arttırır.

APA’daki ilk tanıma bakıldığında, kişilik bozukluğu; bir kişinin sahip olduğu kültürel değerlerinden ciddi derecede saptırılmış farklılıklar gösteren, uzun zamandır süregelen içsel yaşantıların ve davranışların örüntüsüdür. Esneklik göstermeyen bu örüntünün başlangıcı, ergenliğe yada genç erişkinlik yıllarına uzanır, zaman içerisinde kalıcı hale gelir ve işlevsellikte bozulma eğilimi ile beraber bir takım problemlere sebep olur (APA, 1994).

Esasen buradan hareketle, psikoterapiye başvuran olumsuz duygudurum yaşantılarının kişilik bozukluklarının belirleyici parametrelerinden biri olduğu ve ideal benlik algılarının, duygu düzenleme zorlantıları ile direkt ilgili olduğu söylenilebilir.

Telefon
WhatsApp